Son Dakika
31 Ekim 2020 Cumartesi

23 Haziran 2015 Salı, 05:16
Can İşbakan
Can İşbakan can.isbakan@kskhaber.com Tüm Yazılar

Başarıya giden yolda Ufuk Sarıca

Karşıyaka’da son 1.5 yıl içinde Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Kupası ve 28 yıl aradan sonra kazanılan lig şampiyonluğu. İzmir’de bambaşka bir takım yaratan Ufuk Sarıca’nın başarı hikâyesi.

Karşıyaka’da son 1.5 yıl içinde Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Kupası ve 28 yıl aradan sonra kazanılan lig şampiyonluğu. İzmir’de bambaşka bir takım yaratan Ufuk Sarıca’nın başarı hikâyesi.

Bir devrimle Efes Pilsen’in Anadolu Efes olduğu yıldı 2011… Başkan Tuncay Özilhan, çocuğu gibi sevdiği kulübün kapısına bir yasa nedeniyle demir vurma niyetinde değildi. Aksine daha da büyüyecek ve yeni ismi, yeni logosu, yeni havasıyla kulübün seyrini değiştirecekti.

Takımın başına geçireceği isim bir yıl önce sezonu Ekrem Memnun’la beraber tamamlayan Ufuk Sarıca’ydı… Kulübün altyapısından yetişen bir ismin antrenör koltuğuna oturması fikri Özilhan’a hoş gelmişti. 3 yıllık bir proje benimsenmişti. Ufuk Sarıca, istediği takımı ortaya çıkaracak, güçlendirecek ve hasret kalınan Dörtlü Final kapısını açacaktı.

Ne var ki Dörtlü Final organizasyonun İstanbul’a alınması projenin yönünü değiştirdi. İsmini değiştiren, yeniden yapılanan ve tecrübesi fazla olmayan bir koça ilk yılında Dörtlü Final baskısı yüklendi. Kaldırmak güçtü; 3 yılla çevrelenmiş düşünceler rafa kalktı ve Sarıca, 6 ay sonra çok sevdiği kulüpten erken bir şekilde ayrıldı.

Hayaller onun hayatında önemli bir yer taşıyordu. İsterse kulüp içinde bir rol alıp hayatına devam edebilirdi. Sonuçta bu kulübün efsanesiydi. Ama o başını yastığa koyduğunda gözlerinde canlanan sahneleri yaşamak istiyordu. Kapısını Pınar Karşıyaka çaldı.

Ufuk Sarıca’nın isteği netti. Ortaya bir proje konsun, buna inanılsın ve gerçekçi bütçelerle yola çıkılsın… Potansiyelini kinetiğe çeviremeyen, bir türlü istediği yerlere gelemeyen Karşıyaka’nın da arzu ettikleri farklı değildi. 2012 yaz ayları, tarihin ilk satırlarının karalanacağı kitabın açıldığı gün oluyordu.

İlk yıl ligde yarı final, Eurochallenge’da final

Kollar sıvandı… Ufuk Sarıca, Anadolu Efes’te de oturtmak istediği tempolu oyunu, koşacakları sistemi, savunmada boğucu baskı yapabilecek düzeni Pınar Karşıyaka’da da oturtacaktı. İlk olarak David Holston’ı oyun kurucu pozisyonuna getirmek istiyorlardı ama bütçe yetmemişti. Kariyerinde ve hayatında inanılmaz dönüşümler yaşamış Bobby Dixon takıma katıldı. Onun şut oyununa ve temposuna uyacak, Jon Diebler takıma katıldı. İkili oyunlarda içeri çabuk devrilecek Alade Aminu transfer edildi. 4 numarada orta mesafe şutlarıyla alan yaratabilecek Will Thomas’la beraber ortaya bir kurgu çıktı. Yabancı kuralına göre sahada 2 Türk’ün yer alması gerekliliği nedeniyle Ufuk Sarıca burada ince eleyip sık dokudu. Önce Dixon’ın üzerindeki yükü hafifletmek için topa yön verecek Evren Büker geldi, ardından içeride oyun aklı katacak Ümit Sonkol’la beraber roller yavaş yavaş yerine oturdu.

İlk yıl ligde yarı final, kupada 8’li finaller ve Eurochallenge’da final… Üstelik Avrupa kupası bir çeyrekle kaçıyordu.

‘Üstüne koyarak gitmeliyiz’ diyen Ufuk Sarıca, merdivenleri adım adım çıkması gerektiğini biliyordu. İlk öncelik sistemi benimseyen çekirdeği korumaktı. Dixon ve Diebler gelen tekliflere karşın mutlu oldukları yerden ayrılmayıp Evren’in yerine Can Altıntığ, Ümit’in yerine Barış Hersek gelirken yabancı için hamleler boyalı alana saklandı. 4 numara için önce Leo Lyons geldi ancak disipline uymayınca yerine Jawad Williams eklendi. Onun şut katkısının içeriyi daha etkin kılmasıyla beraber Efes’ten kiralanan Esteban Batista transferi sezonun belki de kırılma anı oldu.

Efes’te bir yıl kenarda Stanko Barac’ın saç baş yoldurmasını kadro dışı hüviyetiyle izleyen Uruguaylı, daha önceki bir çok kişi gibi kendini Karşıyaka’da buluyordu. Hem de öylesine bir diriliş yaşıyordu ki kendini bir sezon sonra Panathinaikos’ta bulacaktı Batista…

Hayallerin habercisi sezon

O sezon belki de bu günlerin habercisi, belki de hayallerin sadece Ufuk Sarıca’nın aklında değil birçok Karşıyakalının kafasında kurgulanmaya başladığı yıl oluyor. Eurocup’ta gruptan çıkılıyor, ligde çeyrek finalde Anadolu Efes geçilip yarı final oynanıyor ve uzun yıllar sonra Ankara’da Türkiye Kupası havaya kalkıyordu. Ufuk Sarıca, kupa ve şampiyonluk tabirlerinin yeniden zikredilmesini sağlamıştı.

Haliyle oyuncuların değeri kat be kat artıyordu. İşte bu tip durumlar dönülmesi zor virajlardır Pınar Karşıyaka gibi kulüplerin. Yakın bir örnek Beşiktaş’tı ve 3 kupalı bir takım darmadağan olmuştu. Aynı kaderin İzmir’de yaşanmaması için bütçenin artması gerekiyordu.

Takımın gidişatından çok memnun olan Yaşar Holding, Pınar markasıyla bütünleşen Karşıyaka için bütçe artırımına gidiyor ve ilerisi için sağlam bir adımın öncüsü oluyorud. Kriz büyümeden önleniyor ve tarihi başarının bir kilometre taşı daha yerini buluyordu.

Dixon ve Diebler ile yeni sözleşmeler yapılırken bütçe 3 milyon Euro’ya göz kırpmıştı. Bu bile ligin üst sıralarında kalmak için yeterli olmayabilirdi fakat bunun Ufuk Sarıca ile Pınar Karşıyaka’yı durdurması imkansızdı. Çünkü ortada bir plan, bir strateji, bir hayal vardı. Takımın çekirdeği korunmuş, koşan, tempo yapan, erken atışlarla oyunun hızını arttıran, yüzü dönük oynayan, savunmadan başlayan geçiş hücumlarıyla oyunu domine eden bir Kaf-Kaf iyiden iyine benimsenmişti.

Bu takımın sistemini kalkındaracak çok önemli iki transfer geliyordu Sarıca’dan… Hırvatistan ve Fransa derken bir türlü potansiyelini ortaya koyamayan, savunmasının yanında penetreleri ile Dixon’ı çok rahatlatacak DJ Strawberry takıma katıldı. Ardından Yunanistan’da smaçlarıyla adından bahsettiren ve şut tehdidi fena sayılmayacak Kenny Gabriel transfer edildi. Ve Rytas ile Avrupa’da isim yapmış Kolombiyalı 4’ten bozma 5 Juan Palacios ile kurgu sağlandı.
Ancak Sarıca öyle akıllı ve doğru işler yapmaya kararlı ki… Sezon ortasında Banvit’in sarsıntından yararlanıp Erkan Veyseloğlu’nu kapıveriyor; üstüne de Cemal Nalga’yı içerideki fizik dezavantajını kapatmak için getirdiğinde artık roller yerine oturuyordu.

Kimin nerede ne yapacağı belliydi ve daha da önemlisi her oyuncu rolünü benimsemişti.

Karşıyaka ile beraber şampiyonluk 16 yıl sonra Anadolu’ya geldi. [AA]

‘Basketbolda teknik taktik bir yere kadar’

Rolü benimsemek ve sisteme inanmak öyle üstünkörü geçilecek bir konu değil basketbolda. Bir Avrupa maçı öncesi Ekrem Memnun’la salonun dışında laflarken söyledikleri hep aklımda: ‘Basketbolda teknik taktik bir yere kadar. Önemli olan senin oyuncuna, oyuncunun da sana olan güveni. Eğer birbirinin arkasını kollarsan o zaman başarı gelir.’

Ne kadar doğru değil mi? Pınar Karşıyaka’ya baktığımızda bunun aksini söylemek mümkün mü?

Fazla süre almayan İnanç Koç’a hiç bençteyken baktınız mı? Bir kez olsun onun, ‘Ben oynamayacaksam niye burdayım’ diye bir yüz ifadesi takındığını gördünüz mü? O görevinin bilincinde; bu takımım ağabeyi ve kaptanı… O takımın bütünleşmesini sağlayacak olan lider.
Soner Şentürk takımın savunma bakanı; Dixon’ı yedekleyecek, girince tempoyu arttıracak, baskıyı yukarıda tutacak. Erkan oyun aklını sahaya yansıtacak, savunma karakteriyle bütünleştirici parça olacak… Herkesi tek tek saymaya gerek yok. Zaten roller o kadar belirgin ki bir kez sahaya dikkatlice bakmak yeterli.

Bütçe sözü fazla geçmiyor değil mi? Çünkü bu işte parayı doğru kullanmak ‘miktardan’ daha önemli. Cumhurbaşkanlığı Kupası ile giriliyor sezona… Umutlar artıyor. Avrupa’da Eurocup’ta çeyrek finale çıkılıyor ve ligde fırtınalar esiyordu. Önce Eurocup yarı finalisti Banvit geçiliyor, peşinden Euroleague’de dörtlü final oynayan Fenerbahçe Ülker yıkılıyor, ardından Ivkovic ile yine Avrupa’nın zirvesi için kurulan Anadolu Efes 5 maçta alınan 4 galibiyet ile safdışı bırakılıyordu.

Kolay bir yol değil bu. Saha avantajı olmadan, en dikeli yoldan, en uçurumlu virajlardan geçilerek kalktı kupa havaya… Tam 28 yıl sonra…

Kadro dar, oyun temposu yüksek, savunmada sürekli baskı, pres, sıkıştırma, koşma… Ve yaklaşık 1 ayda 12 play off maçında 9 galibiyet… Üstelik son 4 maçı final serisinde üst üste… Buna ne tesadüf, ne başka bir şey diyebilirsiniz. Bu inanmak, bu hayallere herkesi ortak etmek, bu oyuna güvenmek, bu sponsor-yönetim-koç-takım ve taraftarın bütünleşmesinden geçer. Başka söze gerek yok…

Şimdi Euroleague yolu sonuna dek açık Pınar Karşıyaka’ya… 3 yıl önce Eurochallenge, 5 yıl önce Avrupa’da bile oynamayan, Kaf-Kaf şimdi Avrupa’nın en büyük kupasına, ayaklarını yere vura vura, alnından akan terle, yıllarca süren planlamanın meyveleriyle gidiyor.

Bu çekirdek korunur, üstüne de çeşitlilik eklenirse, kim bilir. Daha çıkacak çok merdiven var…

Kaynak: Al Jazeera

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir